
Fenerbahçe Takımı @ SkylinePark/Bad Wörishofen
*Resmi büyütmek için üstüne tıklamanız yeterli.
have you ever dance with the devil in the moonlight?

Ferrari...
Sağda solda haberler yayılmaya başladı. Lamar Odom, Lakers ile anlaşma konusunda pürüz çıkarıyor. Lakers'ta, Ariza'ya yaptığı gibi oyuncunun üzerine düşmeyip restine rest ile yanıt veriyor. Odom, Lakers'tan 5 yıl için 50 milyon dolar istiyordu. Lakers yıllık 9 milyon dolar teklif etti, Odom kabul etmesine etti ama bu seferde kontratın süresi problem oldu. Lakers 3 yıllık kontrat teklif etti. Lamar ise geleceğini iyice garantilemek için 5 yıllık bir kontrat istiyor. Odom'ın kozları Miami ve Dallas. Ancak ikisi de mid level in üzerinde teklif yapamaz şu an Odom'a. Yani her halükarda bizi istemezse başka bir takımda çok daha az bir paraya oynayacak Odom. Bu da saçmalık oluyor haliyle.

50. Copa Santander Libertadores bu sabaha karşı 04.00 da Belo Horizonte'de sahibini buldu. Cruzeiro'nun sahasında oynadığı maçı Estudiantes, 1-0 yenik durumdan maçı 2-1 e çevirerek kazandı ve 4. kez kupanın sahibi oldu. Bu iki takım ilk turda aynı gruptaydılar. Cruzeiro evinde Estudiantes'i 3-0 yenereken, Arjantin'de ki maçı Estudiantes 4-0 kazanmıştı. Tabii o maçta Cruzeiro takımı, Buénos Aires trafiğinde yolunu kaybetmiş, stadı neredeyse maç saati bulmuş ve antrenman yapmadan maça çıkmıştı. Finalin ilk ayağında ise tek kale oynayan bir Estudiantes ve kalede devleşen bir Fabio vardı. Bu maçta Cruzeiro'nun ilk maçtaki kadar sönük kalmayacağını biliyorduk. Nitekim topu ayağında tutup bol pas yapan bir Cruzeiro izledik ama Estudiantes'te çok sağlam defans yapıp kontradan gol bulmayı amaçlamışlardı. Yani ilk yarıdaki oyunlara baktığımızda Estudiantes'in güven verdiği çok açıktı. Cruzeiro'lu futbolcular tabii ki birşeyler yapmak istiyorlar ama çevik ve uzun Estudiantes defansının arasında bücür ve çelimsiz kalıp top kaybı yapıyorlardı. Buna rağmen 51' de Henrique'nin sert şutu defansa çarpıp kaleciyi kontrpiyede bırakınca Cruzeiro 1-0 öne geçti. Estudiantes'in cevabı gecikmedi. Henüz golden 5 dakika sonra Veron'un müthiş arapasında Cellay sağ kanatta topla buluştu. Bu oyuncunun yerden ortasına Gaston Fernandez dokundu ve skoru 1-1 e getirdi. 72' de ise Veron korneri kullandı, Boselli şık bir kafa vuruşuyla Estudiantes'i öne geçirdi. Daha sonra Cruzeiro tek kale oynasa da golü bulamadı -bir topları direkten döndü- ve Estudiantes Şampiyon oldu.
Maçı Meltem TV verdi. Spiker Murat Bey ve Yorumcu Deniz Bey hakeme maç boyu giydirdiler ama en az hakem kadar saçmaladılar bütün yayın boyunca. Özellikle "Gollü bir maç olacak." fantezileri ilk maçtan beridir vardı zaten. Sürekli "Gol bekliyoruz" demeleri, Spiker Murat Bey'in maçı anlatırken çok konuşma hatası yapması ve Yorumcu Deniz Bey'in maç bittikten sonra kapanıştaki "Futbol Meltem TV'den izlenmeye devam edecek." cümlesi ve daha bunun gibi bir sürü şey nedeniyle sınıfta kaldılar bence...
Son olarak; En son 2007 de TV8 Ekranlarında Boca Juniors-Gremio Finalini izlemiştim. O zaman Boca'mız Riquelme önderliğinde 3-0 ve 2-0 lık galibiyetlerle ezmişti Gremio'yu. 2 yıl sonra değişen bir şey olmadı. Arjantin yine Brezilya'ya üstünlük sağladı. Ha bu arada Veron herhangi bir Avrupa takımında banko ilk 11 oynar hala. Ben bu final maçlarında bunu anladım...
Fenerbahçe'miz nihayet yeni sezonu açtı. Almanya'da sürdürdüğü yeni sezon hazırlıklarında ilk özel maçında Münih Bölgesel Lig ekibi SSV Ulm 1846 ile Donau Stadı'nda karşılaşan Fenerbahçe, rakibini Gökhan Gönül, Semih(2), Deivid ve Önder'in golleriyle 5-0 mağlup etti. FBTV'nin canlı verdiği maça gurbetçi vatandaşlarımızın ilgisi büyüktü. Yeni transferlerimizden sadece Bekir ve Bilica oynadı maçta ve ikiside hazır gözüktü. Özellikle Bilica çok rahat bir oyun oynadı. Maçın geneline baktığımızda birazcık Alex'in dışında her futbolcumuzun istekli olduğunu görüyoruz. Bu da geçen sezonki boşvermişlikten sonra yeni sezon için iyiye işaret. Bol bol pas yapıp, bol bol gol pozisyonu yakaladık. Bitiricilikte problem yaşasakta attığımız 5 golde birbirinden güzeldi. Maçın en iyi oyuncusu bence Semih Şentürk'tü. Kral, ilk yarıda ne kadar şanssız olsada attığı 2. golü, 3. goldeki takipçiliği, Alex ile uyumu ve ceza sahası içindeki etkinliğiyle formundan birşey kaybetmediğini gösterdi. Her ne kadar takım hazır gözükse de bazı bölgelere takviye yapılması gerektiği çok açık. Kale ve Defans bölgemizde sorun yok. Hele ki Lugano'da dönerse büyük bir forma savaşı olur orada. Sol kanat bütün sene Uğur ile yürümez. Ama orada Mehmet Topuz ve Özer'de görev yapabileceği için orada da sorun yok diyelim. Sağ kanatta da Deivid-Kazım sezonu kaldırabilir. İki mevkii kalıyor. Ön Libero ve Forvet. Bence bu bölgelere kesinlikle takviye yapmalıyız. Özellikle ön liberoya sağlam bir yabancı şart. Poulsen deniyor ama bence Poulsen tamamen medyayı oynatmak amacıyla kullanılan bir silah. Aykut Kocaman Brezilya'da futbolcu izliyor. Yine Güney Amerikalı bir isim alacağız. Aziz Yıldırım'da dün akşam; "2 transfer kesin" dedi. Bekliyoruz.
Son olarak maçın son golünü atan Önder'e de İyiki doğdun diyoruz!
-Öncelikle şu ana kadar NBA'de gerçekleşen takaslar, sözleşme yenilemeler vs. nin hepsine şu linkten ulaşabilirsiniz diyelim ve yorumlara geçelim. Ron Artest Lakers'da. 37 numarayı giyecek. Bunun nedeni Michael Jackson'ın 'Thriller' albümünün çıktığında 37 hafta zirvede kalması. Hayırlı uğurlu olsun. Houston ile aramızda adeta Ariza-Artest takası yapıldı. Tabii ki takasla olmadı bu transfer. İkisi de bu yaz serbest kaldı. Ariza, Houston'a 5 yıl 43 milyon dolara giderken biz Artest'i 3 yıl 18 milyon dolara neredeyse bedavaya kaptık. Açıkçası şampiyonluktan sonraki tokluk hissini çözecek bir isim aldık. Artest normal sezondaki maçlarda anlık gazlarıyla takımı ateşleyecektir. Ariza'nın gitmesine tabii ki üzüldük ama Ariza'nın en az 2 kat üstü bir savunmacıyı ve en az 3-4 kat üstü bir hücumcuyu takıma katmış olduk. Ariza'ya da buradan "Yolun açık olsun Cesur Yürek" demeyi unutmayalım ama Houston'da başarılı olacağını zannetmiyorum.
-Şimdi biraz geriye gidelim. NBA Draftı'na... 1 numaradan beklenildiği gibi Blake Griffin'i seçti Clippers. 2 den beklenilmediği üzere HasheemTheDream, Memphis'e gitti. OKC, James Harden'ı seçti. Rubio; "Ona gitmem, buna gitmem, Sacramento belki." dedi ama Sacramento'da atladı onu. 5. sıraya kadar düştü Rubio. Minnesota tarafından seçildi. Minnesota bir sıra sonra bir PG daha olan Syracuse'lu Johnny Flynn'i seçti. Rubio, Drafttan sonra en az 2 yıl daha Avrupa'da kalacağını açıkladı. Bu süre içerisinde Minnesota'nın oyun kurucusu Flynn olacak. Rubio gelince de duruma göre ikisinden biri ya gönderilecek takasla, ya da benche çekilecek. Dolayısıyla Minnesota iyi bir seçim yaptı denilebilir bu draftta. Bunun dışında 13. sırada Larry Bird'ün Indiana'sı UNC'li Tyler Hansbrough'yu seçti. 2007 yılı NCAA En İyi Oyuncusu olan Tyler'ın NBA'de tutunmasını pek çok kişi beklemiyor. Ama Bird seçerken birşeyler düşünmüş olmalı. Bunu ilerleyen yıllarda göreceğiz. 17. sırada Philadelphia'nın seçtiği UCLA'li Jrue Holiday gelecekte yıldız seviyesine çıkmasını beklediğim bir oyuncu. 2. turda ise önemli steallerin olabileceğini ilerleyen yıllarda göreceğiz. Bazı patlama yapmasını beklediğim oyuncular şöyle; Dante Cunningham, Sam Young, DeJuan Blair, Derrick Brown, Jack McClinton ve Nando De Colo. Emir Preldzic 2. tur 57. sırada Phoenix tarafınsan seçildi ve Cleveland'a takas oldu. Ancak önümüzdeki yıl onu yine Fenerbahçe Ülker forması altında izleyeceğiz.
-Gelelim Lakers'ımızın bu sene Draftta ne yaptığına? İlk tur 29. sıra hakkımızı New York'a, 2. tur 42. sıra hakkımızı ise Miami'ye para karşılığında verdik. Malum Cap'te yer açmak gerekli. 2. tur 59. sıradan ise Texas A&M öğrencisi, Afrikalı Chinemelu Elonu'yu seçtik. Mitch Kupchak yaptığı basın açıklamasında; Elonu'nun 30. sıralarda gitmesini beklediklerini, 59. sıraya kalmasının bizim için bir şans olduğunu söyledi. Geçtiğimiz yıl NCAA'de Big 12 Konferansı MIP ödülünü alan Afrikalı Pivot şimdilik Yaz Ligi'nde kendini göstermeye çalışacak. Yaz Ligi bugün başlıyor. Lakers bugün Toronto ile oynayacak.
-Bizim çocuklara gelirsek. Transfere adeta damgasını vurdu Hidayet Türkoğlu. Orlando'nun Vince Carter'ı almasından sonra birde aynı takımdan 4 yıl 36 milyon dolarlık bir teklif alınca Hido ayrılmayı seçti. Önce Portland'a gitti. Şehri gezdi. 5 yıl 50 milyon dolarlık bir teklif aldı. Ama sonra Toronto'da yaşamayı seçti. Kendi kararıdır saygı duymamız gerek. Belki kariyeri açısından Portland daha iyi bir tercih olabilirdi ama Toronto'da Avrupalı oyuncuların fazlalığı, şehirdeki Avrupalı ve özellikle Türk vatandaşların fazlalığı gibi nedenler onu Toronto'ya getirdi. Toronto'da 26 numaralı formayı giyecek. Niye 26 bunu şu anda bilmiyoruz ama yakında ortaya çıkar herhalde. Ayrıca Hido, Toronto'da 5 yıl 53 milyon dolara oynayacak. Bu onun geleceği için çok iyi bir rakam şu kriz ortamında. Bir diğer temsilcimiz Mehmet Okur ise takımı Utah Jazz ile 2 yıl 21 milyon dolara kontrat uzattı. Ona da hayırlı uğurlu olsun diyelim buradan.
-WNBA'de ise sahamızdaki ilk mağlubiyetimizi ve dışarıdaki ilk galibiyetimizi aldık Sparks olarak. Hem de ne acı ki Candace Parker'ın döndüğü maçta yenildik. Phoenix Mercury'ye 104-89 yenildiğimiz maçta Candace benchten gelerek 20 dakikada 5 te 2 şut yüzdesiyle 6 sayı 4 ribaund ve 2 asist ile oynadı. Pondexter ve Taurasi'nin etkili oyunuyla Mercury evimizde ilk mağlubiyetimizi tattırdı. 4 gün sonra dün Madison Square Garden'da New York Liberty'nin karşısına çıktık. Liberty karşısında Candace maça ilk beş başladı ve 9 da 4 ile 8 sayı 6 ribaund 2 asist ile oynadı. 69-60 yendiğimiz maçta bizim adımıza maçın adamı benchten gelerek 20 sayı 7 ribaund ile oynayan Betty Lennox oldu. Sparks'ımız 4 galibiyet 6 mağlubiyet ile Batı'da 5. sırada ancak Candace ile beraber yükseleceğimiz kesin.
-Geçelim Euroleague'e. Eurolegue'de yeni sezon kuraları çekildi. Fikstür resimde gözüküyor. Gerçi Fenerbahçe Ülker'in kadrosu henüz belli değil ama fazla söze gerek yok. Fenerbahçe'nin 3. ya da 4., Efes'in ise 2. ya da 3. olarak bir üst tura çıkmasını bekliyorum.
Efendim uzun bir maraton sonrası bloga döndük ama sizde fark etmişsinizdir maalesef eskisi kadar aktif değilim. Niye derseniz işte orası karışık. ÖSS bittiğinden beri bazısı saçma bazısı gerekli olan bir çok işle meşgul oldum. Bunların yanında bahsettiğim gibi bir de ameliyat çıktı. Ve hala yarı baygın yarı uyanık ve kimi zaman ağrılar içinde geçiyor günlerim. Bundan dolayı da bloga yeteri kadar yazamıyorum ve ben yazamadıkça haber birikiyor ben yazamadıkça malzeme çoğalıyor. Bende son 1-2 haftanın haberlerini 3 ayrı başlık altında vermeye karar verdim. Önce futboldan başlıyoruz. Sonra Basketbol gelecek ve sonra da diğer branş dalları ve diğer güncel haberleri yazıp yorumlayacağım kısa kısa.
-Transfer haberleri. Buyrun transferlerin hepsi şu linkte. Ve gün geçtikçe güncelleniyor. Ama değinmek istediğim ilginç haberler var tabii... Real Madrid'in flaş transferleri... Kaka'nın 40-50 -herkese göre değişiyor- bin kişilik transfer merasimini izlemiştik. Ronaldo ise stadı doldurdu. Üstüne bir de taraftarla beraber "Hala Madrid" deyi haykırdılar. Sanılanın aksine Real Madrid taraftarı Ronaldo'yu, Kaka'dan daha fazla sevecek bence. Biraz Artest gibi Ronaldo. Seven (kendi takım taraftarları) çok seviyor, sevmeyen (diğerleri) nefret ediyor. Bir de acayip bir saçmalık var. Yani bence saçmalık. Şöyle ki tombul Ronaldo -ya da gerçek te diyebilirdik- eskiden Madrid'de 9 numara giyiyordu. Cristiano'ya da 9 u vermişler ve sırtında da sadece Ronaldo yazacak bildiğim kadarıyla. E peki Real Madrid taraftarları ne yapacak? Dolaplarını iyice karıştırıp tozlu raflardan eski Ronaldo formalarını çıkaracak. Bu da forma satışlarına yansıyacak. Yani büyük ihtimalle... Benimkisi sadece bir teori...
-Ronaldo'nun gidişinden sonra Manchester United boş durmadı ve Valencia, Owen ve Obertan'ı aldı. Valencia ve Obertan transferleri gelecek açısından önemli. Ama Owen bu saatten sonra Manchester United'a ne verecek? İşte orası belirsiz. Kariyerinin son dönemlerine giriyor yavaş yavaş. Manchester United'ın bu hamlesini biraz Henrik Larsson hamlesine benzettim. Tevez kapı önünde, Rooney-Berbatov forvet, Alttan Macheda geliyor. Muhtemelen Owen bu isimlerin tamamlayıcısı olacak, kadroda yedek kalacaktır.
-İtalya'da işler karışık. Inter, Chievo'da kiralık olarak oynattığı CM efsanesi Kerlon'u bu sene kadrosuna kattı. Milano'nun Kırmızı-Siyahlıları ise zor günler geçiriyor. Adeta Yaprak Dökümü yaşayan Milan, yeni teknik direktör Leonardo ile beraber çıktıkları sezonun ilk idmanında kendi taraftarları tarafından basıldı. Kaka'nın gitmesine ve yeni bir transfer yapılmamasına sinirlenen Milan'lı taraftarlar idmanda meşaleler yakıp kulüp ve özellikle başkan Galliani aleyhine bağırdılar. Bunun üzerine ABD'li savunma oyuncusu Oguchi Onyewu'yu transfer etti Milan. Ancak taraftarların bu transferle yetineceklerini hiç sanmıyorum.
-Güney Amerika'da ise sona yaklaşıyoruz. Arjantin Clausura'da adeta final niteliğinde bir maç oynandı geçtiğimiz haftasonu. 2. Velez ile lider Huracan, Buénos Aires'te karşı karşıya geldi. Maç boyu hatalı kararlarıyla ağır eleştirilere maruz kalan hakem 84. dakikada da ceza sahası içindeki karambolde Huracan kalecisine faul yapılmasına rağmen faulu çalmadı. Şampiyon olması için kazanması gereken Velez'de Morales sahneye çıktı ve topu boş ağlara gönderdi. Golden sonra da kırmızı kartı yedi sevinme olayını abartınca -ki bundan doğal birşey yok-. Bu arada maç esnasında yağan dolu -ama öyle bir dolu yok- nedeniyle maç olması gerekenden yaklaşık 1 saat sonra bitti. Libertadores Kupası'nda ise finale geldik. Finalin ilk maçı bu sabah TSİ ile 04.00 da oynandı Arjantin'de. Meltem TV'de canlı verdi maçı, evet Meltem TV. Herkes maça gelirken Anti Domuz Gribi maskelerini ve meşalelerini de yanında getirmeyi unutmamıştı. Estudiantes neredeyse tek kale oynamasına rağmen gol bulamadı ve ilk maçtan Cruzeiro mutlu ayrıldı 0-0 lık sonuçla.
Efendim Ameliyat oldum sonunda. Artık sol göğsümdeki fazlalık yok. Özetle geçmek gerekirse; 3 Temmuz Cuma sabahı saat 09.00 da girdim. Narkozu yedim. Bana göre 2-3 saniye ama normalde 2 saat sonra ameliyat sona erdi ve ben yarı baygın bir şekilde uyandım. Resmen ölmek gibi bir şey bu genel anestezi. 2 saatliğine ölüyorsunuz. Ne bir rüya ne bir başka şey. Sonrasında da bir 2-3 saat kendinize gelemiyorsunuz. Geçici bir hafıza kaybı da cabası. Kendinize geldikten sonra ağzınızda kötü bir tad. Elinizde bir serum. Boğazınızda bir düğüm. İdrar keseniz full bir şekilde yatıyor oluyorsunuz. İdrar kesesi full ama ıkınsanızda tuvaletinizi yapamıyorsunuz çünkü organlarda kendine gelmekte zorlanıyor. Neyse şu ufak ameliyatta bile büyük sorunlar yaşadım. Ama zor iş hakikaten. 1 geceyi orada geçirdim. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastahanesi'nde. 4 Temmuz Cumartesi günü öğle vakti doktorum dikişleri gördü. Dren çıkarıldı, pansuman yapıldı vs. taburcu oldum. Eve geldiğimde boynum sürekli sırt üstü yatmaktan tutulmuştu. Boğazlarım da hala ağrıyordu. Herşeye rağmen ilginç bir deneyimdi ve buradan herkese bir kez genel anesteziye girmelerini tavsiye ediyorum. 5 Temmuz Pazar günü rahat bir gün geçirdim. 6 Temmuz Pazartesi hastahaneye geri döndük pansuman değişikliği için. Çarşamba bir kez daha gideceğiz aynı nedenden ötürü. Cuma günüde büyük ihtimalle dikişler alınacak. Şu an gayet iyiyim. Ayrıca herkese de desteklerinden ötürü çok teşekkür ediyorum...
Efendim yarın benim hayatım için önemli bir gün. Topu topu 3-4 önemli gün vardır hayatımda bireysel olarak. Biri doğduğum gün dersek, diğer üçünü LGS'ye girdiğim, ÖSS'ye girdiğim ve ÖSS'ye 2. kez girdiğim gün olarak sıralayabiliriz. Geyiği bir kenara bırakırsak yarın Ameliyat oluyorum. Sol göğsümde bir şişlik olduğundan bahsetmiştim. Tıp dilinde Jinekomasti deniliyor. Önemli bir şey değil. Sadece psikolojik. O şişlik sonunda gidecek inşallah yarın. Yaklaşık bi 4-5 yıldır var ve büyüyor. Ayrıca bugün Anestezi Uzmanımla görüştüm. Küçük bir muayene oldum. Genel anestezi olacağım yarın. Hemen ek$isözlük'ten bir kaç bilgi aldım. Galiba hayatımda yaşayacağım en ilginç deneyimim olacak şu Genel Anestezi olayı. ek$i'ye genel anestezi yazın ne demek istediğimi anlarsınız. Bu arada Nip/Tuck'ın fanatik bir izleyicisi olarak ta karışık duygular içerisindeyim. Yıllardır izlediğim ameliyatlar gibi bir ameliyata gireceğim için biraz heyecanlı biraz da korkağım şu an. Nip/Tuck demişken, 6. sezonu da 2010 yılında çıkıyormuş ilgilenenlere. En çok üzüldüğüm de ne biliyor musun sevgili okur? Göğüs kıllarımı an itibariyle kaybetmiş olmam.
Geçen sene bu dönemlerde biz Josico'yu, Burak Yılmaz'ı, Güiza'yı alırken Galatasaray sağ gösterip sol vururcasına Kewell, Baros, De Sanctis ve Meira gibi nokta transferler yapıyordu. Doğduğumdan beri belki de ilk defa transfer sezonunda başka bir takıma kaptırmıştık liderliği ve ben harbi harbi özenmiştim Galatasaray'ın transfer politikasına. Ne Kewell'ın, ne Baros'un ne de diğerlerinin ismi bile çıkmamıştı basında ve onlar gizli gizli bu oyuncuları getirdiler Türkiye'ye. Aurelio ve Zico'nun gidişinden sonra Güiza'da ilk haftalardan fos çıkınca geçen sene bir şey yapamayacağımız belli oldu. Halbuse Galatasaray resmen TSL All-Star kadrosu gibiydi ve yürüye yürüye şampiyon olacaklardı bana göre. Nitekim her şey Off-Season'da transfer yapmak değil. Kötü bir Fenerbahçe, kötü golcüsü Güiza sayesinde son dakika çalımı ile ligi Galatasaray'ın üstünde bitirmişti geçen sene.
Sir Aziz Yıldırım bu sene Aragonés yanlışından dönüp dört kolla Daum'a sarıldı. Efsane golcümüz Aykut Kocaman takıma Sportif Direktör olarak getirildi. Mehmet Topuz, Özer Hurmacı ve Bekir İrtegün gibi önemli ve genç Türk futbolcular alındı. Bilica gibi yıldızı Türkiye sınırları içerisinde parlak olan underrated bir defans alındı Lugano'nun yerine. Yani önceki senelerin aksine yıldız bir futbolcu almadı Fenerbahçe. Alacak gibi de gözükmüyor. 2003 te Daum ilk geldiğinde de politika buydu. Öte yandan Galatasaray son iki yılda transfer politikasını değiştirmiş gözüküyor. Geçen sene bu politikanın işe yaramadığını belirtmiştik. Ama bu sene devam ediyorlar. Zamanında İnamoto, Carrusca, Felipe gibi transferler yapan takımdan bahsediyoruz. Haldun Üstünel sayesinde yürütülüyor bu transferler ve tüm Galatasaraylı arkadaşlarım memnun. Galiba Seydou Keita'nın alındığını zannedenler var. Ama ben onlarla aynı fikirde değilim Galatasaray adına. Kader Keita savunma yapmayan, bencil bir adam. Lille'de parladıktan sonra 16 milyon Euro'ya Lyon'a gitti ve 2 senede ne kendini geliştirdi ne de Lyon'u. Aksine iki tarafta da istikrarlı bir düşüş var. Belki Galatasaray'da, Rijkaard'ın sisteminde form bulabilir ama belki...
Bir de herkes bu fotoğrafa ve Youtube videolarına tav olmuş. Eheh, Youtube'a "Amazing Sabri Sarıoğlu" yazın ve izleyin abi o zaman. Ne gördünüz? Sabri'de Keita kadar hızlı ve yararlı bir futbolcuymuş değil mi?
Candace Parker. İlk WNBA maçında 34 sayı 12 ribaund 8 asist 2 top çalma 1 blok ile oynadı. Geçen sene hem MVP hem de ROY ödülünü aldı üstüne bir de Associated Press'in verdiği Yılın Kadın Sporcusu ödülünü kazandı. Ayrıca Toronto Raptorslu Anthony Parker'ın da kardeşi. Malum bahsetmiştik son Sparks postunda. Bu kış Minnesota Timberwolveslu Shelden Williams'tan hamile kaldığı için sezonun başını kaçırdı. Ve sezon başından beri beklediğimiz haberi aldık sonunda. Candace bu salı ilk antrenmanına çıkmış. Şimdi de merakla ilk maçını bekliyoruz. Lisa Leslie son senesinde şampiyon olacaksa bu kız sayesinde olacak.
Efendim Beşiktaş sonunda elle tutulur bir transfer yaptı kanımca. Her ne kadar kariyerinin gençlik yıllarında asansör oyuncu olarak istikrarsız bir performans gösterse de Roma döneminden sonra kendine gelmiş, geçen sene de kariyerinin en iyi performanslarından birini vermiştir Genoa'da. Lakin oynadığı mevkiide Sivok ve Zapotocny gibi iki yabancı (Teoman'a selam) var. Zapotocny'i bir şekilde postalamaya çalışacak Beşiktaş. Ama bu onlara biraz tuzluya mal olacak gibi. Tekrar Ferrari'ye dönersek. Demirören'in bu atılımı biraz politik oldu. Sonuçta her taraftar kendinden bir şey bulacak artık Beşiktaş'ta. Çünkü Aida Yespica diye biri var. Fazla anlatmayayım, seksi fotoğrafları için tıklayınız.
Bir diğer acaip transfer haberi de Ankaragücü'nden. Malum 100. yıl falan filan derken Vassell'i getirdiler. Ama önemli bir ayrıntı; Ankaragücü'ne değil Ankara'ya geldi Vassell henüz. Açıkça söyleyeyim ben hala bu transferin gerçekleşeceğine fazla inanmıyorum. İnanasım gelmiyor. Geçen sene Kocaelispor da Davids Mavids diye gündemi yerinden oynatmıştı. Kombineleri sattılar ve sonra açıklama bile yapılmadan Davids defteri kapandı. Ha o öyle diye bu da böyle olacak demiyorum. Ama bu tip bir şey çıkması kuvvetle muhtemel. Kaldı ki Vassell'de bir Davids değil zaten. Neyse umarım transfer gerçekleşir de -ki gerçekleşse bile Vassell'in iyi bir performans gösterebileceğine inanmıyorum Gücü'nde- dünya gözüyle bir Vassell izleriz bizde belki. Yine de eğer başarırlarsa iyi reklam yapmış olacaklar...
Sir Aziz Yıldırım 3 senede 3 şampiyonluk sözü verince dört kolla sarılabileceği başka bir teknik direktör yoktu tabii ki: Christoph Daum! Öyle ki bizde bulunduğu 3 senede 2 şampiyonluk kazanmış 1 tanesini de son hafta kaybetmişti. Yani geleceği fazla düşünmeyen sadece zamanını düşünen bir teknik adam ve açıkça söylemek gerekirse senin, benim istediğimde bu okur. Evet bu. Yoksa Aziz Yıldırım'da biliyor geleceğe yatırım yapmayı ama şu bir an önce başarı gelsin olayı içimize öyle işlemiş ki bu tabuyu yıkmak olanaksız. Taraftarın sabretmesi imkansız. Adam da ne yapsın koltuğunu kaybetmemek için "3 sene üstüste şampiyon olacağız. Söz veriyorum." diyebiliyor kendi bile inanmadan.
Neyse biz biraz da iyi tarafına bakalım olayın. Tamam adamın takımları kupa takımı değil. Ama ligde de ortalığın tozunu atmasını biliyor elindeki malzemeyle. Malzeme kısıtlı bile olsa genelde hep elindekiyle maximumu almıştır. Ve disiplin. O gittiğinden beri bizde olmayan şey. Artık saha içinde bir Güney Amerika hegemonyası olmasın. Futbolcular her röportajda kakara kikiri olmasın. Bundan sıkıldım, bana batıyor sürekli şakalaşmalar, eğlenmeler. Bunu yıkacaktır Daum. Bunlar artı özellikleri. Bir diğer artı özellikte tabii ki yardımcısı ve takımın kondüsyoneri Roland Koch. Daum ve ekibi gittiğinden bu yana Fenerbahçe çoğu maçta son dakikalara doğru oyundan düşüyordu. Daum zamanında geride olsak bile son dakikalara girdiğimizde güven vardı. Çevirebiliriz düşüncesi hakimdi kafalarda ve nitekim çeviriyordukta. Son dakika gollerimiz tavan yapmıştı o günlerde. Fakat özellikle geçen sene, son 20 dakikaya geride girdiysek tamam. Maç bitmişti artık. En iyi ihtimalle bir gol daha yiyip farkı yükseltirdik rakip lehine neredeyse. Hiç kuşku yok ki artık bu olmayacak. İyi bir kondüsyonerle maçın tamamını sağlam oynayacağız.
Bir de şu var; Daum derbilerde iyi bir hoca değil izlenimini vermişti 3 sene boyunca. Öyle ki 2005'te ki şampiyonluğumuzda sadece 1 derbi kazanmıştık. Onu da Türkiye Kupası Finali'nde 5-1 kaybettiğimiz Galatasaray'ı 1-0 yenerek kazandık ve şampiyon olduk. Derbilerde en iyi sezonu olan son sezonunda ise şampiyon olamadık. Daum'dan sonra ise Zico ile şampiyon olduğumuz ilk sezon derbilerde 4 maçtan 3 ünü, 1 ini şampiyon olduktan sonra olmak üzere kazandık. Sonraki sene ise derbilerde yine 4 maçtan 3 ünü kazandık ama kaybettiğimiz maç en önemlisiydi ve onu kaybederek şampiyonluğu verdik. Geçen sene ise Aragonés ile derbilerde 4 maçtan 3 galibiyet 1 beraberlikle yenilmeden ayrıldık fakat sonuç ortada. Ancak şöyle de bir durum var. Geçen sene Beşiktaş 1 derbi kazanarak şampiyon oldu. Ondan önceki sene Galatasaray şampiyon olduğunda evindeki maçları kazanıp dışarıdakileri kaybetmişti. Demek istediğim Daum iyi bir derbi hocası olmayabilir -ki 6 galibiyet 3 beraberlik 3 mağlubiyet kötü de değildir aslında- ama şampiyonlukları kazanmak ta derbileri kazanmaktan geçmiyor. Şampiyonluk, Anadolu deplasmanlarındaki maçlarda yatıyor. Ve Daum asıl bunları kazanmasını iyi biliyor...
"Babam benimle sürekli alay ediyordu. Benim iki tane yüzüğüm var senin hiç yok diye. Fakat artık şimdi benim de bir yüzüğüm var. Hem de senin iki yüzüğünden de daha değerli babacığım. Çünkü sen yüzüklerini Blazers ve Celtics organizasyonlarıyla aldın. Ben ise NBA'in en iyi organizasyonu olan Lakers ile..."
Malumunuz kentimizin -Los Angeles oluyor- bir diğer basketbol takımı Sparks. Yani şehrin bayan basketbol takımı. Ülkenin en iyi iki oyuncusunu barındıran takımı. Biri eski efsanelerden Lisa Leslie. Diğeri de geleceğe damga vuracak, belki de WNBA tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olacak, geçen sezonun hem en değerli oyuncusu hemde yılın çaylağı ödüllerini alan Candace Parker.
Fakat bu sene Lisa Leslie'nin son senesi olacak. Yani belki de son Normal Sezon MVP ödülünü kazanma şansı. Fakat sezonun 6. maçında Sacramento Monarchs karşısında dizinden sakatlandı ve 2 veya 3 hafta içinde takıma geri dönmesi bekleniyor. Toronto Raptorslı Anthony Parker'ın kardeşi olan Candace Parker'ın da yakın bir geçmişte Minnesota Timberwolveslu Shelden Williams'tan bir bebeği oldu. Sezon başında Haziran sonu, Temmuz başı gibi döner deniyordu fakat şimdi bakıyoruz ki 1 buçuk ay sonra dönebilirmiş diyorlar.
Yani bu iki oyuncuyla beraber bu kadro şampiyonluğa oynar. Ama bu iki oyuncu olmadan da iyi işler yapar, Playoffa rahatça kalır, kalması gerek fakat henüz oturmuş bir takım kimyası yok. Özellikle deplasmanda herkes kafasına göre oynuyor. Misal sezonun ilk maçını evimizde ve NTVSPOR ekranlarında son şampiyon Detroit Shock'a karşı oynayıp 78-58 kazanırken sadece 2 gün sonra aynı takıma 52-81 yenildik deplasmanda. Daha sonra yine deplasmanda Minnesota Lynx'e 76-87, Indiana Fever'a 61-73 ve Phoenix Mercury'ye 80-89 yenildikten sonra içeride Sacramento Monarchs'ı Lisa Leslie'nin oyunun başında sakatlanıp çıktığı maçta 67-47 yendik. Dışarıda Batı Lideri Seattle Storm'u zorlamamıza rağmen Lauren Jackson'u tutamayarak 67-69 yenildik.
Sadece 2 gün sonra bu sefer evimizde ağırladık Batı Liderini. Bu sabah 04.30 da yine NTVSPOR'dan canlı izledik İsmail Şenol'un anlatımıyla maçı. Lisa Leslie'siz ve Candace Parker'sız olabilirdik ama evimizdeydik ve 2 gün önce deplasmanda bayağı bir zorlamıştık. Neyse sadece ilk çeyrek direnebildiler. Bir Shannon Bobbitt çıktı ortaya ki, Shannon Brown'dan devraldığı gaz verme işini devam ettirdi adeta. İstatistikleri 4 sayı 8 asist 1 top çalma olabilir. Ama eğer maçı izlediyseniz ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Hele 4. çeyrekteki crossover'ları adeta rakibiyle dalga geçercesine attığı no-look paslar bize 2000 li yılların başındaki Allen Iverson'ı hatırlattı. Maçın Vanessa Hayden'la birlikte kahramanıydı diyebilirim. Vanessa Hayden, bir zamanlar Beşiktaş'ta oynamıştı. Yasemin Horasan'ın biraz daha kalıplısı ve yüreklisi. 2-3 kez sakatlandı ama dönüp oynadı, yüreğini koydu. Helal olsun. Maçın kazanılmasındaki kilit etken ise Lauren Jackson'ı ve Sue Bird'ü hücumda etkisiz hale getirmekti. Onu da Shannon Bobbitt ve Vanessa Hayden kusursuz bir şekilde hallettiler. Bir de 2. 3. ve 4. çeyreklerde müthiş yüzdeli şut attık. Skor çok iyi dağıldı. Takımımızın Lisa ve Candace'dan sonra hücumda 3. ana opsiyonu olan Tina Thompson sadece 8 sayı atmasına rağmen 5 oyuncumuz 10 sayı barajını geçti. Seattle'da ise bu barajı geçen oyuncu sayısı yazıyla sıfır...
Ariza'da maçtaydı bu arada, yanında da şehrin beyzbol takımı olan Dodgers'tan Matt Kemp vardı.
Bu sene formasına reklam alan iki takımdan biriyiz. Diğeri de Phoenix Mercury. 3 galibiyet 5 mağlubiyetle Batıda 5. yiz. 3 galibiyette evimizde, 5 mağlubiyette deplasmanda. Bu deplasman fobisine en kısa sürede bir son vermek gerek. Doğuda Tammy-Sutton Brownlu Indiana Fever, Batıda ise Seimone Augustuslu Minnesota Lynx ligin tozunu atıyorlar. Şimdilik...
-Efendim hep böyle bir resmim olsun istemişimdir. Hani 16 sını bitirmiş 17 sinden gün almış, genç, bakımlı kızlarımız aynanın karşısına geçer. Sağ elleriyle tuttukları kameraları suratlarının kendilerine göre sağ, aynaya göre solunda tutup, sol ellerini de güneş gözlüklerine götürüp çektikleri ciks bir poz vardır ya. O pozun remix'i. Baktım suratımda patlamış flaş, kaş göz çizdim. Orijinal oldu.
- No Comment vol. # 1
-Fenerbahçe dediğinizi duyar gibiyim. Defansif ön libero mevkiisinin yabancıları Josico ve Maldonado olan takımın şampiyon olmasını beklemiyorduk zaten. Ama bir Türkiye Kupası'da fena olmazdı en Fortis'inden. Olmadı olsun. İlk yarıyı epey bir geride kapatan Beşiktaş double yaptı. Tebrik ederim. Mustafa Hoca'ya saygılar. Aragonés'e sevgiler! Şu bakışı özleyeceğim...
-Basketbolda da büyük prestij kaybı yaşadık. O ne hazımsızlıktı öyle. Sahaya girip adam dövmeler filan. Hiç yakışmadı. 2-0 dan 4-2 verince hazmedemedi bazı taraftarlarımız. Utandım resmen. Solomon, Efes'i Türk Telekom zannetti. Solomon demek Fenerbahçe demek ya, takıma da yansıdı onun bu vurdumduymaz tavırları. Seriyi 3. maçta 2-0 öndeyken ve son periyoda 10 küsür sayıyla önde girip maçı uzatmaya zar zor götürürken kaybetmiştik zaten...
-Los Angeles Lakers'ımız sağolsun acımızı dindirdi. 7 yıl sonra Şampiyon olduk! Geçen sene yapılan Pau Gasol takası bu şampiyonluğun habercisiydi zaten. Bu sene normal sezonda rahat rahat oynayıp, Cleveland kadar kasmadan 2. olduk. Playofflarda ise Utah ve Houston karşısında yine normal sezondaki rahatlık vardı. Bu rahatlık yüzünden Houston'a karşı takılıyorduk az kalsın. Neyse ki Denver serisiyle iş ciddiye bindi. Finalde de Orlando karşısında her maç üstün oynayıp 4-1 ile şampiyon olduk. Normal bir takım şampiyonluk için 20-30 yıl bekler. Ama bize 7 yıl çok uzun geldi. Phil şampiyonluklarını three-peat yapmadan bitirmiyor. Bunun anlamı şu; önümüzdeki 2 yıl yine şampiyon Los Angeles Lakers olacak! Ne tam kadro Boston, Ne Kobe-Shaq'lı Cleveland, Ne de Vince Carter'ı kadrosuna katan ama Hido'yu büyük ihtimalle kaybedecek olan Orlando...
-Efendim sonunda milli oldum. Bazılarının yüzünde o şaşkın ifadeyi görür gibiyim. Ya da bazılarınız gülüyorsunuz. Lakerstr.com ile NBA Finali 5. maçını İstanbul'da LakersTR üyeleri ile izledik. Önce Taksim'de Lala'da demlendik. Gece 1 gibi Tophane'ye Osmanlı Nargile Cafe'ye geçtik. 3 te maç başladı. 5-6 arası şampiyonluğu kutladık. ÖSS sonrası gayet eğlenceli bir geceydi.
-Ne Hido'ymuş arkadaş! Avrupa Şampiyonası'nda da böyle oynamazsa darılırız valla...
-Aldığımız bir son dakika haberine göre Konfederasyon Kupası'nın son gününde Brezilya, ABD'yi; İspanya'nın, Güney Afrika'yı yendiği skorla 3-2 yenerek şampiyon oldu. Son gün en nefes kesen gün oldu. Galip gelen takımları kutlamakla beraber oynanan bütün maçlar için, dolmayan stadlar için ve kulakları tırmalayan vuvuzelalar için emeği geçenlere teşekkür ederiz.
-No Comment vol. # 2
- No Comment vol. # 3
-Eurovison'u geride bıraktık. Ocak'tan Mayıs'a kadar Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra en çok Hadise konuşuldu. Sonuç ise bizim gibi her sene kafaya oynayan bir ülke için normal gelecek bir 4. lük. Neyse buna da şükür. Ben Romanya'nın The Balkan Girls'ünü çok beğenmiştim. Ama nedense ortalama bir sırada yer aldılar. Alexander Rybak hak etti ve kazandı.
-Toprağın bol olsun Michael! Dünyanın ikonunun ölmesi kötü birşey...